
[ BABEL’DEN SONRA ] — [Intro — Tevrat] Başlangıçta söz vardı, söz göğe yükselen bir ışık gibi insanın içine doğdu. Aynı toprağın çocuklarıydık, aynı nefesle çoğaldık. Sonra dedik ki: “Gelin, kendimize bir şehir, göklere uzanan bir kule yapalım.” Taşı bendim, harcı sendin. Yükseldikçe göğe yaklaştık, ama birbirimizden eksildik. Dünya delirmemişti belki… Biz birbirimizi duymayı unuttuk. — [Verse 1 — Babel] Bir kule yaptık göğe doğru, adımız göklere varsın diye. Her taşına gururumuzu koyduk, her katına korkumuzu. Senin ağzında başka bir alfabe, benim içimde başka bir yangın. Bir kelime söyledin, ben yara sandım, ben sustum, sen vedaya yordun. Tenimiz tercümansız anlaşırken ruhlarımız gümrüklerde kaldı. İki ülke kadar yakındık, iki sessizlik kadar ayrı. — [Pre-Chorus] Hear me… Beni duy. Sözümü değil, sözümün altında ezilen şeyi duy. Bak yüzüme, cevabı orada ara. Çünkü bazı cümleler ağızdan değil, yaradan çıkar. — [Chorus] Beni ben buradayken duy, geç kalan gözyaşı kurumuş toprağa yağmur olmaz. Beni ben buradayken sev, sonra değer biçme bana. Ben sevgime fiyat koymadım, ama kendimi eksilterek seni tamamlayamam. Beni ben buradayken duy… Sonra tad alırsın, ama ben aynı ben olmam. — [Verse 2 — Firavun] Sonra bir başka kule yükseldi, taştan değil, tahtan yapıldı. Bir adam kendini göğe denk sandı, “Ben sizin en yüce rabbinizim,” dedi. Nil akıyordu, ama halkın gözlerinde özgürlük kuruyordu. Kırbaç sesleri altında diller aynı acıyı söyledi, ama sarayın duvarları o sesi duymadı. Firavun sandı ki insanları zincirle tutabilir. Oysa en ağır zincir, insanın kendini tanrı sanmasıdır. — [Pre-Chorus 2] Sen beni sert sandın, ben seni uzak. Sen gurur dedin, ben korku. Ben “kal” dedim içimden, dudaklarım “git” dedi. Sen “git” sözünü duydun, ben “kal” sessizliğimi. Ve Babel yeniden yükseldi iki kalbin arasına. — [Chorus] Beni ben buradayken duy, geç kalan gözyaşı kurumuş toprağa yağmur olmaz. Beni ben buradayken gör, sonra kıymet biçme bana. Ben seni değersizce sevmedim, sevgimi pazara çıkarmadım. Ama insan kendi kalbini eksilterek başkasını tamamlayamaz. Beni ben buradayken duy… — [Bridge — Musa’nın Yolu] Bir gün deniz ikiye ayrıldı, korku geride kaldı, umut öne geçti. Firavun’un ordusu kendi kibriyle boğuldu. Çünkü hiçbir taht sonsuz değildir, hiçbir zulüm göğe kadar yükselmez. İnsan bazen bir mucize bekler. Oysa mucize, ilk adımı atıp korkunun içinden geçmektir. Bir ses duyuldu: “Yürü.” Ve yürüyenler özgürlüğe vardı. — [Break — Female Whisper] No me llores tarde… Ben gittikten sonra ağlama. Ben düşerken değil… düşmeden önce tutmalıydın. Hear me… while I’m still here. — [Verse 3 — Dillerin Ayrılması] Sonra diller değişti, aynı acıya başka adlar verildi. Biri “sevgi” dedi, biri “sabır,” biri “dua,” biri “veda.” Aynı gökyüzüne baktık, ama başka kelimelerle sustuk. Senin “kal” dediğin yerde ben “git” duydum. Benim “affet” dediğim yerde sen “unut” sandın. Diller farklılaştı, kalpler uzaklaştı. Ama insanın içindeki iyilik hâlâ aynı dili konuşuyordu. — [Final Verse — Neylerse Güzel Eyle] Şimdi biliyorum: Kuleler yıkılır, tahtlar devrilir, diller birbirinden ayrılır. Ama insan, kalbini kibirden arındırırsa yeniden birbirine yaklaşabilir. Neylerse güzel eyle, ey Rabbim, bizi sözümüzden önce niyetimizle buluştur. Bize öyle bir dil ver ki acı bile merhamete dönüşsün, ayrılık bile hikmete, gecikmiş gözyaşı bile duaya varsın. Sana kızgın değilim. Kuleye de değil. Çünkü artık biliyorum: Bazı yıkıntılar ceza değildir. İnsanın yeniden yer seviyesine inmesidir. Yüz yüze. Göz göze. Kulesiz. Tahtsız. Savunmasız. İnsan. — [Final Chorus] Beni ben buradayken duy, bir kalp sustuktan sonra en güzel söz bile geç kalır bazen. Beni ben buradayken gör, sonra değer biçme. Çünkü bazı insanlar kaybedilince kıymetli olmaz… Kıymetli oldukları için kaybedilir. Hear me… Beni duy. Babel yıkılsın. Firavun’un tahtı çöksün. Diller farklı olsa da iyilik aynı yerde buluşsun. Neylerse güzel eyle, gözyaşı vaktinde aksın. Ve eğer bir gün aynı dili yeniden bulursak, beni kelimelerimden değil, sessizliğimden tanı. Beni ben buradayken duy, ben hâlâ buradayken. Çünkü sevgi bazen “gitme” demek değildir… Gitmeden önce duyabilmektir. Ve insan bazen aynı dili konuşmadan da güzel bir şey eyleyebilir: Bir kalbi incitmemek, bir mazlumu kaldırmak, bir kapıyı açık bırakmak. — [Outro] Aynı ay… iki pencere… bir kırık kule… uzakta susmuş bir taht… Yerde taşlar, havada yarım cümleler. Diller farklı, ama dua aynı: Neylerse güzel eyle. Ve hâlâ gecenin içinde dönüp duran tek bir ses: Beni… ben buradayken… duy.

