
[1. Bölüm] Gecenin teninde yorgun bir vaveyla var, Kaderin çizdiği bu yolda sönmez narlar. Ebedi bir hicran, gözyaşı değil artık, Yıldızlar bile bu sırra ortak, şahit. Kaybolan her vuslat, bir gölgeye dönüşür, Bu şehrin yalnızlığı kalbime üşüşür. [Nakarat] Ah, bu nasıl bir kader, nasıl bir sızı? (Nasıl bir sızı?) Gökyüzü taşırır içimdeki yıldızı. Vuslat haram bize, ebedi bir rüya, (Ebedi bir rüya...) Gözyaşıyla ıslanmış bu koca dünya. Adın her an dilde, gizli bir dua gibi, Bitmez bu hasret, sanki bir veda gibi. (Sanki bir veda gibi!) [2. Bölüm] Köprüler altından sessizce akar zaman, Ben yorgun bir gemi, sen ise amansız liman. Hangi rüzgar eserse esse, yönüm sana döner, Lakin bu fırtına, ne yapsam sönmez. Mürekkepten denizlerde boğulur kelimeler, Hasretin bir bıçak gibi bağrımı deler. [Nakarat] Ah, bu nasıl bir kader, nasıl bir sızı! (Nasıl bir sızı!) Gökyüzü taşırır içimdeki yıldızı! Vuslat haram bize, ebedi bir rüya! (Ebedi bir rüya!) Gözyaşıyla ıslanmış bu koca dünya! Adın her an dilde, gizli bir dua gibi! Bitmez bu hasret, sanki bir veda gibi! (Sanki bir veda gibi!) [Final] Sessizce çekilirim bu karanlık limandan, Bir vaveyla kalır benden, bir de bu isyan. Kaderle savaşılmaz, anladım artık, Gözyaşı dindi, lakin kalp hala yanık. Ebedi bir vuslat... bir sonraki hayata.

