
Bir barınak kokusu var hâlâ burnumda,
Bir barınak kokusu var hâlâ burnumda, Soğuk, paslı bir kapının ardında titrer miyavlar. Sağım pislik, solum sessizlik, Bir dua sızar aradan: Ya Rahim... Orada kalbim üşüdü önce, Sonra ısındı, bir patinin dokunuşuyla. Diva gözlerini kırptı, Sivri kuyruğuyla “dayan” dedi sessizce. Ve Reis, o iri kedi, Bakışlarıyla “unutma bizi” diye kazıdı içime. Miyasu… Bir daha göremedi sabahı. Onun ömrü bir çöp poşetine sığdırıldı, Ama sesi kaldı havada — Bir şiir gibi, yarım kalan bir mısra gibi… Şimdi yazıyorum: Kaldırım taşlarına sığmayan hikâyeleri, Tüy tüy dökülen ömürleri, Bir insanın değil, bir vicdanın kaleminden. Artık yasa değişti, ama yara kaldı. Artık kurtulanlar özgür, ama hatıralar tutsak. O yüzden devam etmeli bu konuşma, Kaldırımlarla, gökyüzüyle, rüzgârla… Bir kedi, dua istemez belki, Ama düşmemeyi diler — Bizim görevimiz de o: Düşmesinler diye Dizlerimizin üstünde bile olsa, Dünya kadar direnmek. Sağım Ya Rahim, solum Ya Rahim… Bu kez yakarış değil bu, Bir teşekkür, bir yemin, bir devam sözü: Duyulsun diye en sessiz çığlıklar.

