
Sertleşen her kabuk, bir yara izidir aslında, Hırçın bir rüzgâr eserse, bil ki bir kuytu arıyordur. İnsan, en çok duyulmadığı o sağır boşlukta, Kendi sesini keskin bir kılıç gibi sivriltir. Bir bakış bekler ruh, beklentisiz ve berrak, Alamadıkça hırçınlaşır, dikenlerini kuşanır. Oysa sevgi, bodoslama dalınca o karanlık odaya, Dikenler dökülür, bir sevgi kelebeğine dönüşür. Bilenin yüküdür bu; cehaleti bir kalkan değil, Bir mahrumiyet olarak görmek ve eğilip bakmak. Fıtratın yollarını adımlarken sabırla, Gönül kapısını, ardına kadar açık bırakmak. Üç günlük dünya derler, gidenin izi kalır sadece, Affetmemek, insanın kendi sırtında taşıdığı bir taş. Zaman akıp giderken bu tozlu hikâyede, Asıl maharet, o yükü bırakıp olabilmektir yoldaş. Yine eskisi gibi, maskesiz ve telaşsız, Birikmiş tüm sözleri şefkatle eriterek, Çünkü sevgiyle dokunulan her katı yürek, Sonunda döner aslına; yumuşak ve kanatsız.

