
[INTRO] Sokak neon sisinde yanıyor, kahkaha yüksek ama bakışlar donuk. “Ne var bunda, küçücük şey, zararsız,” diyorlar, dünya kararırken herkes suskun. Utanç Mahallesi’ne hoş geldiniz. [VERSE 1] Mahallede her gece başka bir âlem, başka bir aydınlanma, her köşede bir bilge oturmuş, elinde kadeh, dilinde anlamlar. “Alt tarafı ot,” diyor, “doğa insanı kendine yaklaştırır,” gece çökünce aynı adam kendi çocuğunun sesini bile duyamaz artık. Beyaz toz burunda fısıldar, sanki kanatsız bir melek, dili hızlandırır ama vicdan geride kalır giderek. Mutluluk hapları, huzur kapsülleri, gecelik bir çözüm, gerçek dünya bulanıklaşır, geriye yapay bir görüntü kalır bütün. Yukarıdayken herkes kardeş, herkes sevgi, herkes dost, aşağı indiklerinde suçlu devlet, komşu, hayat, hava, yol. Alkol filozof yapar, sarhoş hayat dersi vermeye başlar, ama söyledikleri büyürken davranışları çocuklaşır. Mantar “kapı açar”, asit duvarları başka renge boyar, ama çocukların gözünde yalnız korku ve utanç var. Her şey birazcık, her şey hâlâ kontrol altında, gerçeklik yanarken onlar üstünü örter yeni bir dozla. Utanç Mahallesi, gecenin tam ortasında, herkes bir şeyden kaçıyor kendi dumanının arkasında. Kahkaha yüksek ama boşluk daha yüksek çınlıyor, kim olduğunu bilmeyen insanlar birbirine yol gösteriyor. [VERSE 2] “Alt tarafı bir bitki, bahçeden geliyor,” “Biraz beyaz sadece, kafayı açıyor.” “Biraz hız lazım, gün daha kolay geçsin,” “Bir kapsül al, bırak bu gece dünya senden vazgeçsin.” Biraz, biraz, biraz — mahallenin değişmeyen nakaratı, çocuklar ise hâlâ bekliyor birinin gerçekten baba olmasını. Komşu gece bağırıyor, duvarlar sesini taşıyor, sabah olunca takım elbiseyle ahlak dersi dağıtıyor. “Doğal kardeşim, doğalsa kötü olamaz.” Güneş de doğal ama yakar, deniz de doğal ama boğar. Burada herkes doktor, herkes şaman, herkes uzman, iki video izleyip hayatın sırrını çözmüş insanlar. Şişe elden ele geçiyor sanki kutsal bir ayin, duman çöker sokağa, yüzler değişir birer birer. Filtre yüzlerde, gülüşler hazır, kimlikler kiralık, kimya çekilince geriye yalnız sessizlik kalır. Pencereden bakıyorum, gece ağır ağır zehir soluyor, vicdan bir köşede susmuş, mahalle sessizce dibe batıyor. Ve soruyorum kendime, bu kez ne şaka var ne ironi: Burası gerçekten bir mahalle mi, yoksa herkesin kendi gerçeğinden kaçtığı bir laboratuvar mı? [VERSE 3] Ahlak dersi vermiyorum, ben de gördüm o geceleri, sis çöktüğünde insanın kendine anlattığı bütün hikâyeleri. Bilirim “Ben kontrol ediyorum” cümlesi nasıl söylenir, bilirim içeride düşerken dışarıdan nasıl güçlü görünülür. O yüzden öfkeleniyorum çocukları kenarda görünce, yetişkinler “yüksek bilinç” arıyor şişenin dibinde. Dünya zaten yeterince karanlık, yeterince gergin, ama burada çözüm yine aynı: biraz daha iç, biraz daha sil kendini. Ayna yok, netlik yok, yüzleşmek zaten yasak, duman var, filtre var, yarına bırakılan hesaplar. Ayıkken her şey fazla açık, fazla gerçek, fazla yakın, belki bu yüzden kaçıyorlar, çünkü gerçek uyuşturmaz insanı. Utanç Mahallesi, gecenin sahte kralları, herkes çıkış arıyor ama kimse yürümek istemiyor kapıya doğru. “Şakaydı”, “abartma”, “bir şey olmaz” demek kolay, zor olan çocuğunun gözlerine bakıp kendine ne yaptığını söylemek. [VERSE 4] Bakıyorum, herkesin önünde sendeleyerek aslan kesiliyor, cümlesi daha bitmeden kendisi duvara yaslanıyor. Şereften konuşuyor, güçten, düzenden ve saygıdan, sonra kendi gölgesine takılıp yere düşüyor arka sokakta. Kahkahası yüksek, bardak parmaklarından kayıyor, kadere, sisteme, eşine, komşuya bağırıp çağırıyor. Çocuklar kenarda sessiz, gözleri yere bakıyor, o ise ter içinde hayatın nasıl yaşanacağını anlatıyor. Bir an masanın üstünde dünyayı çözmüş bir peygamber, beş dakika sonra suçlu televizyon, yıldızlar, herkes. Komşular perde arkasında, biri telefonla kayıtta, ama sabah olduğunda kimse konuşmaz olanlar hakkında. Utanç havada asılı, ağır bir duman gibi, sözleri büyük ama gözlerinin içinde hiçbir şey yok gibi. Ve sahne yavaşça grotesk bir oyuna dönerken soruyorum: İnsan kaç kere düşebilir düştüğünü kabul etmeden? [OUTRO] Gölge yanar, sis yükselir, kahkaha sokakta kalır, insan geride. Duman çekilince müzik susar, ışık söner, maskeler iner. Ve geriye tek bir şey kalır: gerçek. Utanç Mahallesi… herkesin uyanık olduğu, ama kimsenin ayık olmadığı yer.

