[Verse 1] Zaman bir değirmen, öğütürken ruhu sessizce, Biz o tozlu yollardan geçtik, her gece kendimizce. Sazın göğsünde saklı bin yıllık o sönmeyen yangın, Şehir soğuk bir mezar, sen ise içinde bir baskın. Köy meydanından metropolün o isli dumanına, Bir ömür bıraktık hayatın o bitmek bilmeyen yanına. Toprak ana küskün, bereket kaçmış o eski bağlardan, Biz hâlâ bir medet umarız o dumanlı dağlardan. Kelimelerim ağır, her biri birer kurşun gibi ağır, Dünya sağır olmuş, feryadını sadece kendine haykır. [Verse 2] Betonun altında kalmış o eski kerpiç hatıralar, Gözlerimde birikir, içimde patlayan o fırtınalar. Anadolu’nun bağrından koptuk, bir fırtına misali, Şimdi yabancıyız kendimize, bu neyin timsali? Gurbeti içimizde taşıdık, her sokak başında bir hüzün, Güneşi görmedik aylarca, kapalıydı o yorgun yüzün. Bir yanımız bozkırın sessizliği, bir yanımız şehrin çığlığı, Kırıldı ruhun o ince, o zarif, o kadim sığlığı. Ekmek kavgası değil bu, bu bir özü bulma sancısı, Yürekte dinmez, bitmez o eski köklerin acısı. Duyduğum bu ses, hangi asrın yankısıdır böyle? Sırrını dök yere, kalbinde ne varsa hepsini söyle. Gölgeler uzarken geçmişin o kanayan yarasına, Bir köprü kurduk şimdi, siyahla beyazın arasına. Kadim bir destan yazılır, mürekkebi gözyaşı ve ter, Anadolu’nun kalbi bu, ne biter ne de bir gün söner. Yerin yedi kat dibinden, göğün en yüksek katına, Ruhumuzu sunduk biz, bu hayatın o sert saltanatına. Toprak çeker bizi, her adımda biraz daha derine, Kimse geçemez, o eski dostların, o kadim yerlerine. [Verse 3] Sokaklar dar, zihinler ise ondan daha dar burada, Kurtlar sofrasında yer kalmadı, kaldık hep kenarda. Bağlamanın teli kopsa da, kalbin teli kopmaz asla, Alnını o soğuk, o hissiz, o kara taşa yasla. Dedemden kalan o miras, sadece bir eski hırka değil, Bir onurdur bu, önünde her diz çöken özgür değil. Susmak erdemdir derler, ama artık bu volkan patlamalı, Bu dertler, bu kederler artık bu şehirden atlamalı. Zirvelere bak, orada kar var, ama altı hep kor, Bu hayatı bu yükle, bu dertle yaşamak gerçekten zor. Kökler derinde... Su bulanık ama yol hâlâ önünde... Eskimeyen tek şey, o içindeki bitmeyen hikâye... [Fade out to silence]