
Şehrin vicdanı pas tutmuş.. Bir çöp konteynerinin paslı dudağında unutulmuş bir buket duruyor.. Ne bir el uzanmış, ne de bir vedanın adı var üstünde. Bir avuç çiçek, kefensiz bırakılmış umut gibi çöpe yatırılmış. Kimdi bunu atan? Bir kalp mi, bir korkak mı, yoksa sevmenin bedelini ödeyemeyen bir çağ mı? Renkleri hâlâ canlı, henüz ölmemişler.. Alınlarına çizilen; güzellik bu şehirde, itinayla yok edilir. Gecenin köpekleri uluyor, çöpler arasında Allah’ı unutan bir dünya.. Melekler yüzünü çeviriyor semâdan, çünkü burada çiçek bile lüks. Bir zamanlar sevinçti bunlar, sevgiydi.. Bir kapı eşiği, bir “affet beni”, bir “döndüm” cümlesi.. Birinin “özür dilerim”i, gecikmiş bir bayram, ya da kimsenin gelmediği bir mezarın provası.. Şimdi, kentsel bir infazın delili. Kent arkasını dönmüş, binalar cam gözlerini kapamış, kaldırım suskun, yalnız çiçekler konuşuyor çöpün dilini öğrenerek. Çiçekler hâlâ renkli, sevilmek için açmışlar, atılmak için soluyorlar. En çok da bu yakıyor içimi; Bazı güzellikler kötülükten değil, sahipsizlikten ölür. Ey insan.! Çiçeği çöpe atan elin yarın vicdanını nereye koyacak? Yoksa sen de bu şehir gibi çürümeyi mi seçeceksin?

